Lütfen bitme:(
(Kaynak: friendlymoose, likestonehearts gönderdi)
….
-Ben başka bir dünyada yaşamak istiyorum.
+Nasıl yani,neden?
-Bunun için bir liste sebebim var,öyle olmasını istiyorum işte.
+Etrafındaki iyilikleri abart ve kötülükleri görmezden gel.Sana verebileceğim tek tavsiye bu.
….
Ne derler bilirsin, bir derdin varsa eğer omzunda istediğin kadar uzağa kaçabilirsin onlar gittiğin yerde yine senindir.Sevdiğin insanlar da tıpkı bunun gibi oluyorlar.İster sen uzak da ol ister onlar gitsin kalbindelerse hiç bir şey değişmiyor.Sen bu insanlardan hem en kıymetlisi hem en uzağısın bana.Az önce internetten baktım gerçekten uzaktasın ama içimde yine de nasıl bir sevinç var anlatamam.Düşünsene kıtalar ötesinde bir kalpte düşünülebildiğini hissedebiliyorsun,yanındakiler bile bu hissi veremiyor çoğu zaman.Sevgi bu dünyadaki en acayip şey hakkaten…Bugün sen olmasan da yanımda ben kutladım doğum gününü.Resimlerine baktım,yatağıma uzanıp gözlerimi tavana dikip sessiz sessiz sırıtırken gördüm kendimi ,bazen de iki üç damlayla savaşırken.Sen yoktun ama tanıştığımız yer,gittiğimiz yerler,fotoğraflar,küçük hediyeler her yerdeydi bugün de her gün olduğu gibi.Şaka bir yana sanırım aşk sadece kızla erkek arasında olan bir şey değil.Sen bir şeyi çok seviyorsun,o şey de seni çok seviyor sonra demirlerden köprüler inşa ediliyor göğüs kafeslerine karşı gelen,yıkmaya kimsenin gücünün yetmediği,ardından ilk okul aşıkları gibi özleyebiliyor,mızmızlanabiliyorsun hayata.Milyonlar bu üç harf yüzünden deliriyorlarsa bu sıfatı sen de hakediyorsun canım arkadaşım sana aşığımJ ve iyi ki doğdun bugün,iyi ki Tanrı hala daha insaflı davranabiliyor ve kafa denklerimizi okyanuslar aştırarak bir pencere ötemize getirebiliyor.Seni çok ama çok seviyorum ve sana şans ya da mutluluk dilemiyorum.Çünkü bunları hakeden insanların zaten bunlara sahip olduğunu gördüm ,her zaman ki gibi şansa ihtiyacın yokJ
Uzaktasın ama bir nefes alsam en yakındasın,nice güzel yaşlara…
Büşra.
— Mina Urgan / Bir Dinozorun Anıları (via erenyilmaz)
Çok fazla şey hatırlayamıyorum çocukluğuma dair.Elbette bunun da bir sebebi vardı her şey gibi.3 yaşında edinmiştim aslında ”geri getiremediğin anları unut” mekanizmasını.Ama nedense çocukluk denince kendimle özdeşleştirebildiğim pudra tonları renkler içinde bazı objeler gelir.İnsanlar değil objeler.Bu objelerle insanları hatırlarım.Halbuki bir çok psikolog müsvettesi fazla insan odaklı olduğumu söylemişti.Hiç bir zaman tam anlamıyla bir çocuk olamamıştım aslında.Kreşte kimseyle anlaşamazdım.Aptal sarı saçlı bebeklerden ya da peri masallarından hoşlanmazdım.Resim çizmeye bayılırdım,o renklere…Pastel boyaları yemek istediğim anlar olurdu,hala olur.Diğer çocuklarsa ellerinde hijyenden mahrum bir ton tabiri caizse abidik gubidik yaratık
larda koşuştururlardı etrafta.Hiç kimseyle oynamak istemememe rağmen bir tek bana tokat atmıştı Hatice öğretmen.(Hala bilmem nedenini ama merak etmeyin öğretmenim, son 2 yıldır küfür etmeyi bıraktım size ruhunuz şaad olsun.)Küçücük cılız bedenimde binde bir görülen bir olasılığı saklamakla meşguldüm,yaşım ise 5.Anıl diye bir arkadaşım vardı,lojman tayfasından.Ben her gün kreşte sancılarla kıvranırken Manolya(kreş müdüresi) akıl edememişti bir kez bile beni 2 bina ötedeki hastaneye götürmeyi.Anneme söylemeyi de akıl edememişti.Çocuktan al haberi misali Anıl söylemişti anneme karnımın sürekli ağrıdığını.Gün geldi apandistim patladı sağ olsun.Annem durur mu yıktı kreşi başlarına.19 gün ben yoğun bakımdayken ölümümü beklemek kolay değildi belki.Neyse ki kefeni sağlam yırttık.Hala daha nefret ederim pırasadan, o günlerin hatırınadır…Okula gitmek benim için hep özenilesi bir durumdu.Okullar açılmadan 1 hafta önce önlüğümü askısına kendim asmıştım altına da ayakkabılarımı koyup çoraplarımı tıkıştırmıştım içlerine.Çantamı bir sürü kalemle,silgiyle,boş defterle doldurmuştum.Tahmin edersiniz ki baya bir süre kullanılmadılar.Ayla Temel’di öğretmenimin adı.Ne güzel bir kadındı…Muntazam giyinir,saçlarını her gün fönler ve makyaj yapar gelirdi.Fişlerimiz vardı bir de siyah bir dosyada biriktirdiğimiz.”Ali ata bak.” cümlesindeki Ali’nin sportmen saygın bir karşı cins olmadığını 4. sınıfta anlamıştım.Aslında Ali dediğimiz kişi sadece güzel kızlara bakardı.Okumayı ilk ben sökmüştüm 42 kişilik sınıfta, annem elime çikolata tutuşturmuştu sınıfa dağıtmak için.Günah keçisi seçilmiştim ben oysa ki,görevimse konuşanların isimlerini tahtaya yazmaktı.Kimsenin o çikolataları mutlu mutlu yediğini düşünmüyordum bu yüzden.Ama onlara dağıtmadan önce yarısını yemeyi akıl etmiştim.Okul çıkışı elimde beslenme çantam,boynumda suluğum,sırtımda okul çantam doğruca Oscar Pastanesi’ne giderdim.Mehmet amca sağ olsun her gün bir Çamlıca gazozu ikram eder ve yeni bir pastayla tanıştırırdı beni.Yanaklarım mıncıklana mıncıklana çıkardım pastahaneden.Lojman güvenliğine gelirken kaçacak yer arardım Buse’nin babasının boynuna atladığını görmemek için. Evimiz okulumuza yakındı neyse ki.Böylece kardeşimi bakıcıdan korkup saklandığı dolaplardan çıkarmam çok vakit almıyordu.Çalışan bir annenin üzerimizde yaratabileceği maksimum travma buydu sanırım.Annem gelene kadar evin zeminindeki taşların beyaz yerlerine hikayeler yazıp anlatırdım kardeşime.Bazen de evimizde neden var olduğunu anlamadığım koca leğenin içine banyodan suları bütün eve döke döke getirir havuz yapardım bize ve annem geldiği anda sıvışırdım evden,atardım kendimi sokağa,4 tekerlekli patenlerim iplerinden bağlı boynumda.En sevdiğim şeylerden biriydi patenlerim.Balkonumuza yığdığım taş koleksiyonunu da seviyordum tabi ki.Çıkar önce Hüseyin amcanın bakkalına uğrar yaptığım çok bilmişliklerle ceplerimi sakızlarla doldurturdum ve bizim tayfayla buluşur saklambaç,kaydırak ebesi,bilimum top oyunu,5 taş gibi oyunlar oynardım.Eve gelirdim sonra annemin balkondan kulağıma taciz eden çığlıklarıyla.Elime annemin çantalarından birini alır,gelinlik ayakkabılarını giyer Ayla öğretmeni taklit ederek ders çalışırdım.O gelinlik ayakkabılarının topuklarını kırdığım gün hala yüzüme vurulur,yatağa döktüğüm kırmızı oje de.2 hafta annemden kardeşimden gizli evde kedi bakmışlığım da vardır.O zamanlar kardeşimle aynı oda da kalırdık.Her gece mütemadiyen yataktan düşerdi.Zaman sonra ben onun düşmesini beklerdim duvarda ellerimde gölgelerden kuşlar yapıp,o düştükten sonra gülmekten yorulur uyurdum.Yıllar geçti…Patenler ayaklarımızı sıkıştırdı, arkadaşımın babası yan blokta kendini tek kurşunla yatağına bıraktı ve önümden geçip gitmesini izledim.Kardeşim okula başladı ve hiç sevmedi öğretmenini.Hüseyin amcanın kızı Berna en iyi arkadaşım oldu,11 yıl kardeş gibi yaşadık.90 ların çocuklarının bir dedesi daha vardı;Barış Manço. O da öldü ve ben haftalarca ağladım.Ergenlik kapıya dayanınca üstümüzü başımızı değiştirip çamlak çömlek patlatamadık saklanbaçta,Çılgın Bediş’teki Oktay’a aşık olmaktan vezgeçtim ve Mustafa Sandal’ın arabasını merak etmeyi bıraktım ama Tarkan hep ulaşılamayan aşk olarak kaldı.Oscar Patanesi taşındı.Pırasa hiç yemedim ve yerlerine hikayeler yazdığım evden taşındık.Taş koleksiyonum koca mavi bir torbayla çöplerin yanında yerini aldı.Resim yapmayı bırakmadım ve hep içimde uhte kaldı okuldan döndüğümde bir amcanın boynuna atlayamayışım…
ADINA DA DERLER SEKS (Toogle07 tarafından)
Çok yanlış anlamış abla bu kavramı.Bir de plağı var Allah’ıııımmm:D Ne tuhaf kafalar var ya.
Jack Bradley bu fotoğrafta, Harold Whittles adlı doğuştan duyma engelli bir çocuğun, kulağına takılan cihaz sayesinde ilk defa kendi...
Yüzünü görmesemde beynine aşıktım ben adam.
Peter Lorre- “Crime and Punishment” episode of Mystery in the Air.
—
Lorre hosted and starred in (all of?) the Mystery in...